İstanbul Bilgi Üniversitesinde Neler Oluyor?

bilgileaks@gmx.com

Jun 24

BİLGİ’DE BİR İLK DAHA! DİSİPLİN SORUŞTURMASI

Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Chris Stephenson hakkında disiplin soruşturması açıldı. Nisan ayı başında vekaleten göreve gelen yeni rektör Prof.Dr.Remzi Sanver, Bilgisayar Bilimleri öğretim üyesi Chris Stephanson’in akademik mail ortamına attığı bir mesaj nedeniyle hakkında disiplin soruşturması açılması için bir komisyon oluşturulmasına karar verdi. Bilgi Üniversitesi’ndeki sendikal mücadelenin önde gelen isimlerinden olan Chris Stephenson, bir süre önce 14 yıldır yürüttüğü Bilgisayar Bilileri Bölüm başkanlığından alınmış, bölümünün de kapatılmasına karar verilmişti. Stephenson hakkında açılan soruşturmanın dayanağını oluşturan disiplin yönetmelik, “kurumların huzur, sükun veya çalışma düzenini bozmak” gibi, “resmi sıfatın gerektirdiği itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışylarda bulunmak” gibi muğlak suç isnatlarından oluşuyor. Rektör Sanver, Chris Stephenson’ın uyarı, kınama ya da aylıktan men cezası ile cezalandırılmasını istiyor.

Ancak Sanver’e ilk tepki okulun Matematik Bölümü Başkanı Ali Nesin’den geldi. Nesin, Chris Stephenson’ın mail ortamına attığı mesajın altına imza atarak “benim de hakkımda soruşturma açılsın” başlığıyla yeniden yolladı. Bu harekete okul içinden pek çok öğretim üyesinin de katıldığı belirtildi.


Bir yılı aşkın bir süredir vakıf üniversiteleri içinde bir ilke imza atarak DİSK’e bağlı Sosyal-İş çatısı altında sendikalaşma yolunda hızlı adımlar atan Bilgi Üniversitesi’nde sular durulmuyor. 2007 yılında okulun kurucularından Oğuz Özerden’in hisselerini Laureate Uluslararası Üniversiteler ağına devretmesi sonucu Bilgi Üniversitesi’nde ciddi bir yönetim değişikliği yaşandı. Laureate’in kadrolarının üniversiteyi yönetmeye başlaması ile okul içinde kar/zarar hesapları yapılmaya başlandı. Fotoğraf ve Video Bölümü, Ekonomi Politik ve Toplum Felsefesi bölümü ile Bilgisayar Bilimleri Bölümleri yeterince ücretli öğrencileri olmadığı gerekçesiyle kapatıldı. İdari personelin önemli bir bölümü işsiz kaldı. Okul yönetimi Türkçe bölümündeki hocaların üçte ikisini işten çıkartmaya hazırlanıyor. Okula yıllardır emek veren asistanların bir bölümünün de Ağustos ayı sonunda işsiz kalacağı açıklandı.

Tüm bu gelişmelerin okulda gergin bir ortama neden olduğu, Bilgi çalışanlarının huzursuz ve kaygılı olduğu belirtiliyor. İşine son verilecek hocalar arasında sendika aktivistlerinin olması, gerginliğin tırmanacağı yorumlarına neden oluyor.


Chris Stephenson Hakkındaki Soruşturma Geri Çekilmelidir!

Sevgili Çalışma Arkadaşlarımız, Hocamız, meslektaşımız, arkadaşımız Chris Stephenson hakkında, üniversitemize dair gerçek dışı ifadeler içeren bir elektronik posta mesajı yolladığı  gerekçesiyle disiplin soruşturması açılmıştır. (http://bilgileaks.tumblr.com/post/6845621416/chris-stephenson-bilgi-dunya-rekoru) Bu soruşturmanın açılması da, açılma gerekçesi de akla, mantığa ve üniversite yönetiminin sahip çıkma iddiasında olduğu katılımcılık, saydamlık ve sorunların diyalog yolu ile çözülmesi ilkelerine aykırıdır. Özgür bir tartışma ortamında katılımcılardan beklenen, her söylediklerinin doğru olması değil, iyi niyetle ve samimiyetle doğru olduğuna inandıkları şeyleri söylemeleridir. Zira hakikat hiç kimsenin tekelinde değildir. Hakikat, iyi niyet ve samimiyetle dile getirilen farklı hakikat iddialarının, özgür bir tartışma ortamında, herkesin gözünün önünde, herkesin katılımıyla “tartışılması” sonucu ortaya çıkar. Özgür bir tartışma ortamı, tam da bu nedenle bir üniversetenin olmazsa olmaz unsurlarından biridir.   Biz Sendikalı Bilgi Çalışanları, Chris’in tüm sözcükleri özenle seçildiği anlaşılan ve üniversitemiz camiasında neredeyse herkesin malumu olan söylentileri yansıtan mesajında,  samimiyet ve iyi niyet ölçütlerini karşılamayan tek bir sözcük olmadığına inanıyoruz. Ve yine tüm iyi niyet ve samimiyetimizle, bu söylentiler hakkındaki gerçeği öğrenmekten de memnuniyet duyarız. Şu aşamada bildiğimiz tek ‘gerçek’  onlarca arkadaşımızın sıkıntı ve kaygı içinde işten çıkarma tebliğgatlarını bekledikleri ve bu kuruma seneler boyunca verdikleri emeğin hiçe sayıldığıdır. Üniversite Yönetimi ise, yine bir üst düzey idari yönetici tarafından başlatılan bu tartışmaya usulunce katılmak ve Chris’in mesajında neyin neden gerçek dışı olduğunu açıklamak yerine; Chris hakkında disiplin soruşturması açmakta ve Chris’i ve onunkine benzer kaygıları taşıyan tüm meslektaş ve çalışma arkadaşlarımızı susturmaya çalışmaktadır. Yönetimin attığı bu adım, üniversitemizdeki özgür tartışma ortamına sonuna kadar direnmemiz gereken ağır bir darbe vurmakta ve üniversitemizin kamuoyundaki özgürlükçü ve saygın imajını zedelemektedir. Üniversite Yönetimi’nden beklentimiz açılan bu soruşturmanın en kısa zamanda geri çekilmesidir. SENDİKALI BİLGİ ÇALIŞANLARI


Chris Stephenson: BİLGİ DÜNYA REKORU

Sevgili Murat Hocam,

Önerilerinizi paylaşmamak imkansız.

Sevgili Reyda Hocam,

Epostanızda işaretlediğiniz gibi mevcut gidişat ile Murat Hoca'nın
önerilerinin gerçeklestirilebilme ihtimali hayli düşük görünmektedir.

Sevgili Özlem Hanım,

Ben de sizi yeni görevinizde kutluyorum.

Acaba size birkaç daha ulaşılabilir rekor de önersek. Yani halihazırda
rekora doğru adım attığımız birkaç konudan bahsedeyim mi?

1. İş mahkemelerinde en fazla işe iade davası kaybeden üniversite:

Şu ana kadar geçen sene işten atılan academic skills hocalarımızın
açtığı davaların sonuçlanmış olanların %100'ü üniversite yönetimi
aleyhine sonuçlandı. Yani eski maaş ve çalışma koşulları ile işe iade
kararları mahkemelerce verildi.

2. Bir günde en fazla akademik personel işten atmaya çalışan üniversite:

31 Ağustos 2011'de TK hocaları ve asistanlar başta olmak üzere, yaklaşık
40 akademik personel'in işten atılması düşünüldüğü konuşuluyor. Bunlar
sadece konuşulanlardan. Burada bir rekor mümkün görünüyor.

3. İş ve idari mahkemelerinde en fazla işe iade davasının konusu olan
üniversite:

Yaklaşık 40 dava yolda olabiliyormuş.

4. YÖK mevzuatına aykırı, iş güvenliğinden yoksun, idari kadro olarak
çalıştırılan en fazla "kadrosuz asistan"ı derse sokan üniversite:

Duyduğuma göre gündemdeymiş.

5. 10 ay çalıştırıp 2 ay işten atma sistemiyle merdivenaltı imalathanesi
mantığını üniversiteye getiren ilk üniversite:

İş güvenlikleri olmasın, yaz aylarında maaşleri olmasın diye, yeni
asistanların 10 aylık sözleşmeler ile işe alınması öneriliyormuş.

6. En fazla bölüm kapatan üniversite:

Politik Ekonomi ve Toplumsal Felesefe ve Biligisayar Bilimleri
bölümlerinden sonra, Tarih, Sosyoloji, Karşılaştırmalı Edebiyat,
Matematik, Ekonomi gibi burssuz öğrenci sayıları yetersiz bulunan
bölümleri ve bilmem kaç bölüm daha yeni öğrenciye kapatılmaktan söz
ediliyor. İki adım atıldı, söylentiler doğruysalar bir rekor yakalama
şansımız yüksek.

7. Guinness Book of Records'da rekor yapıp YouTube'de yayınlayarak
tanıtımını yapmaya çalışan dünyadaki tek ve yegane üniversite:

Elimizde.

İşte Özlem Hanım, size birkaç öneri.

Acaba tanıtım döneminde bu rekor çalışmalarımızı içeren Üniversitemizin
resmi bir YouTube kanalı açılırsa ilgi çeker mi? Aynı dönemdeki hergün
Rektörümüz, atılacak öğretim üyelerinin ve görevlilerin isimlerini
Twitter'den tek tek Tweet ederse büyük bir etki yaratır mı? Facebook'ta
"at, at, Bilgi'den daha da at" resmi grubu kurulabilir. Oradan
"like"leri toplarız. Bence böyle bir girişim "go viral" durumuna girebilir.

Uzmanlık alanıma girmediği için sanal ortamda böyle bir yaygın tanıtım
faaliyeti üniversite için olumlu bir etki yaratıp yaratmayacağı
konusunda yorum yapamam. Halkla İlişkiler Müdürü sizsiniz. Siz karar verin.

saygılarımla
Chris Stephenson


May 10

10 Mayıs 2011, Akşam Gazetesi

Oray Eğin:Harvard’da Çıplak Koşu

“Hatırlayın, çok kısa süre önce çok yanlış giden bir pornografi tartışması yaşadık Türkiye’de. Bilgi Üniversitesi’nin öğrencileri dönem ödevi için porno film çekmiş, bu gelişme de basına yansıyınca kıyamet kopmuştu. Türkiye’nin muhafazakarlaşması bu tartışmayı sağlıklı yapmamızı engelledi. Günah çıkarıyorum, o gün ben de çok kötü bir pozisyon alıp okulun yanında saf tutmuştum. O gün bu gündür içimi kemiren, beni rahatsız eden bir duruştu bu. Üniversitelerin her şeye açık olmak zorunluluğuyla çelişiyordu bir kere okulun kaygılarını haklı bulmak. ‘Türkiye’nin kendine özgü şartları’ insanı bazen böyle körleştirebiliyor halbuki. Son yıllarda o kadar çok pozisyonu bu özel şartlara göre ayarlamak zorunda kaldık ki temel özgürlüklerden de feragat etmeyi normalleştirmeye başladık.”


Apr 12

Bilgi Üniversitesi Sendika Birimi: Eyeme Çağrı

Değerli Bilgi Çalışanları,

20 Ocak 2011 tarihli Üniversite Yönetim Kurulu Kararında açıkça beyan edildiği halde, İstanbul Bilgi Üniversitesi şeffaflık, kurumsallık ve demokratik katılım ilkeleri hiçe sayılarak; keyfi, adaletsiz ve umursamaz bir anlayışla yönetilmeye devam ediyor.

Daha önce sözü verilen zamların yapılmaması, yapılan zamların enflasyon rakamlarının altında kalması, bazı arkadaşlarımıza “sıfır zam” verilmesi, bordro hesaplamalarının nasıl yapıldığının bir türlü açıklanamaması ve tüm bunların öncesinde veya sonrasında üniversitenin çalışanlarına hiçbir açıklama yapma gereği duyulmaması açık bir aşağılamadır.

Kişisel itirazlara, açıklama taleplerine hala cevap vermeyen yönetimi topluca protesto etmek ve hesap sormak için eyleme geçiyoruz. İlk eylem olarak 13 Nisan Çarşamba günü saat 17.00’de Rektörlüğün önünde basın açıklaması yapıyoruz.

Bilgi Üniversitesi Sendika Birimi


Apr 1

Asli Gunes: Enflasyon Okutmanları Teğet mi Geçiyor?

Aslı Güneş (01 April 2011 12:18):
Merhaba,

Biliyorum, yönetim şeffaflık sözü vermekten, bizler de bu sözün tutulmasını talep etmekten yorulduk ama maaşında zam değilse de, enflasyon oranına göre bir iyileştirme bile yapılmadığını gören biri olarak sormak istiyorum: Okutman ve asistanların, enflasyondan etkilenmediklerine dair bir teori mi geliştirildi? Zira, 1 yıl sonra küçük de olsa bir iyileştirme yapılmaması için başka hiçbir geçerli neden, açıklama bulamıyorum. Şeffaflık ilkesi işletilip böyle bir tasarrufun gerekçesi açıklanırsa kendi adıma müteşekkir olacağım.

Saygılarımla
Aslı Güneş

Tumay Ilhan Kutlu (01 April 2011 12:40):
Böyle bir açıklamaya hepimiz ihtiyaç duyuyoruz. Teşekkürler Aslı Hanım.

Sibel Ercan (01 April 2011 12:58):
Merhaba,

Bu durumdan maaşlarımızın oranları düşünüldüğünde, en çok okutman ve asistanların daha çok etkilendiğini iktisadi ilimler kapasitesi güçlü okulumuz tarafından biliniyor. Ancak, enflasyon okutman ve asistanlardan teğet geçmemekte de, okul onlardan vazgeçmekte…

Saygılar…
Sibel Ercan

Selma Altintas (01 April 2011 13:03):
Merhaba,

Ben yönetimin aldığı kararların da Etik Kurul tarafından değerlendirilmesini talep ediyorum. Zira bugüne kadar “şeffaflık” ve “katılımcılık”la ilgi hiçbir sözün yerine getirilmediğini hep birlikte gördük. Yönetim birtakım kararlar alıyor ve bunu “şeffaflık” ilkesini gözetmeye gerek görmeden uygulamaya koyuyor. Şöyle ki, bu üniversitede üç yıldır saat ücretli çalışan bir hoca olarak, geçen dönem düşürülen maaşlarımızın nasıl hesaplandığını gösterir bir belgenin tarafımıza gösterilmesini talep eden bir dilekçe yazıp insan kaynaklarına gönderdiğim, bu dilekçenin rektörlüğe gönderildiğini daha sonra öğrendiğim halde hiçbir cevap alabilmiş değilim hala. Maaşlarımızın düşürülmesi konusunda hatırlarsınız geçen dönem epey spekülasyon oluşmuştu yazışmalarımızda, fakat sonunda “ucuz iş gücü” olduğumuz söylenmişti. Tamam, Türk Dili Birimi’nde çalışan hocalar olarak bizim yaptığımız master ve doktoraların yönetim nezdinde hiçbir kıymet-i harbiyesi olmadığını da öğrendik ama hiç olmazsa emeğimize saygıya istinaden ufacık bir açıklamayı da mı haketmiyoruz? Biz part-time veya saat ücretli hocalar üzerindeki baskı her geçen gün artıyor fakat hiçbir açıklama yapılmıyor. Bu bir yıldırma politikası ise ben de istifa etmiyorum, lütfen siz beni kovunuz, zira her ödeme döneminde maaşlarımız başka başka gerekçelerle biraz daha kırpılmış, güdükleşmiş oluyor. İnsan kaynaklarına sorduğumuzda her defasında birbirini tutmayan başka açıklamalarla karşılaşıyoruz ama referans yönetim. Yönetim Kurul’undan haddimi aşarak istirham ediyorum, lütfen ilkelerinizi göz önünde bulundurarak bize artık adam aklıllı bir açıklama yapınız.

Saygılarımla
Selma Altıntaş Bursalıoğlu

Asli Odman (01 April 2011 13:30):
Bugün, 1 Nisan itibariyla, üniversitemizde çalışan yaklaşık 130 küsür araştırma görevlisinin de maaşının enflasyona göre “ayarlanmadığını” fark ettik.

En son ‘ücret ayarlaması’ aldığımız Mart 2010’dan bu yana TÜFE aylık % 10 ila % 6,5 arasında değişmiş.

Okutman ve araştırma görevlisi dışında akademik kadronun bir kısmına (idari kadro hakkında bir bilgimiz yok) bir ‘ücret ayarlaması’ yapıldığı söyleniyor.

Eğer genel bir ‘enflasyona uyumlaştırma’ yapıldı da, biz araştırma görevlileri ve okutmanlar dışarıda bırakıldıysa, bu konunun eşitlik ilkesi dışında değerlendirilmesine dair verilen kararın, nasıl bir yönetim mantığı çerçevesinde ve ne amaçla verildiğini hangi merciden, hangi prosedürle öğrenmemiz mümkün?

Asli Odman


Mar 4

Ali Nesin: Açıklama

Suçlanan dört kişi var.

Biri için mahkûm olana kadar suçsuzdur deniyor.

Üçü ise mahkûm olmadan suçlu ilan edilip cezaları infaz ediliyor.

Açıklama yukardaki üç satırdan ibarettir.

Bir adım daha ileri gideyim: Üniversitesinin uyguladığı haksızlıkla mücadele edemeyenler devletinin uyguladığı haksızlıkla mı mücadele edecekler? Güldürmeyin beni!

Ali Nesin

Değerli Hocam,

Bu ikisi arasında ne gibi bir ilişki olduğunu bize izah eder misiniz? Yoksa birileri hukuksuzluğun kurbanı oluyorsa artık kimse için hukuk olmadığını mı savunmak lazım? Size Üniversiteden atılan arkadaşlarımız konusunda gerek sesli gerek sessiz destek veren onca kişi olmadı mı? Bu konuda gösteriler yapılmadı mı? Belki ses çıkarmak çok işinize gelmiyor ya da içinizden gelmiyor, ancak küçümsemek neden? Ben Ahmet Şık’ı tanımam, ne yaptığını veya ne yapmadığını da bilmiyorum. Ancak bildiğim tek bir şey var, otorite, ceza silahını sağa sola ölçüsüzce sallamaya başlarsa sabahları kapımız çaldığında korkarak açmaya başlarız…

Saygılarımla,

N. Kaan Karcılıoğlu

Hukuk Fakültesi

Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Araştırma Görevlisi


Mar 3

Sinem Kayacan: Hukuki Süreç ve Aksi İspatlanıncaya Kadar Vesaire Vesaire

Sayın Mehmet Ali Tuğtan,

Ali Hoca’nın daha önce de bahsettiği gibi konu sadece “işten çıkarılma” konusu değildir, üç hocamız işten çıkarıldıkları gibi haklarinda da suç duyurusunda bulunulmuştur. İlgili kişilerin ifadesine dahi başvurmadan konuyu polise intikal ettiren ve “kurumumuzda suç işlenmiştir” beyanında bulunan kişiler ile olayin üzerinden henüz bir kaç ay bile geçmemişken “evrensel hukuk ilkeleri çerçevesinde aksi ispatlanıncaya kadar kimsenin suçlu kabul edilemeyeceğini kamuoyuna hatirlatan” kişiler ayni kurumun teslimcileri olduğunda esas o bahsettiğiniz “akıl ve vicdan” ölçütleri devreye girmelidir.
Tabii ki Ahmet Şık’in hepimiz sonuna kadar arkasındayız, gereken her türlü desteği de her ortamda göstereceğiz; ancak haksızlık ve hukuksuzluklarin birine değil hepsine tepki vermek esastır.

Saygılarımla,
Sinem Kayacan

From: Mehmet Ali Tugtan [mailto:mehmet.tugtan@bilgi.edu.tr]
Sent: Thu 3/3/2011 20:29
To: Ali Nesin; ~Academic Staff; ~Administrative Staff
Subject: YNT: hukuki süreç ve aksi ispatlanincaya kadar vesaire vesaire

Sayın Hocam,

Ahmet Şık işten çıkartılmadı, gözaltına alındı. İki durumu hangi akıl ve vican ölçütleri içerisinde kıyasladığınızı anlayamıyorum.

Saygılarımla,

Mehmet


Ali Nesin: Hukuki Süreç ve Aksi İspatlanıncaya Kadar Vesaire Vesaire

Keşke Ahmet Şık arkadaşımız için dile getirilen kaygılar ve ilkeler tek bir imzayla kapıya konan üç arkadaşımız için de dile getirilseydi.

Anlaşılan onlar için artık yapılacak bir şey yok.

Ne yapalım? Topluca terapiye gidip işine devam ediyor olmanın verdiği suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışalım mı?

Ali Nesin

Değerli Meslekdaşlarım,
3 Mart 2011 Perşembe sabah saatlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Ahmet Şık’ın göz altına alındığını öğrenmiş bulunuyoruz. Aynı saatlerde Ahmet Şık’ın İletişim Fakültesi’ndeki ofisi polis tarafından aranmış ve bilgisayar hard diskine, çok sayıda elektronik ve yazılı belgeye el koyulmuştur.

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Yönetimi olarak halen devam eden hukukî sürece saygı duyuyoruz. Üniversitemizin öğretim elemanlarından Ahmet Şık’ın evrensel hukuk ilkeleri çercevesinde aksi ispatlanıncaya kadar suçlu kabul edilemeyeceğini kamuoyuna hatırlatmak ve Fakülte olarak meslekdaşımız ve mesai arkadaşımız Ahmet Şık’ın devam eden hukuki süreçten aklanarak çıkacağı umudumuzu paylaşmak isteriz.
Saygılarımla,

Halil Nalçaoğlu
Dekan Vekili
İletişim Fakültesi



Feb 24

Mustafa Ercan Zırh: Halil Bey, bu mesele “porno” meselesi değildir!

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde meydana gelen, üç öğretim görevlisinin işten çıkartılması ve haklarında suç duyurusunda bulunulması ile sonuçlanan, “porno”, “akademik özgürlük”, “üniversite yönetimi” ve benzeri konular çevresindeki artçı tartışmalarını devam ettiren depreme ilişkin, Görev süresi dolan Prof. Dr. Nezih Erdoğan’ın yerine atanan, İletişim Fakültesi Vekil Dekanı Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu’nun 20 Şubat 2011 tarihli Taraf Gazetesi’ne verdiği röportaj ile “yönetim” cephesinden “yine” bir şeyler duymuş olduk.1

Röportajda Nalçaoğlu’nun beyanlarının işaret ettiği, şüphesiz üniversite yönetimini de bağlayan, vizyon hem İstanbul Bilgi Üniversitesi, hem de “akademi” için oldukça hazindir (pathetic). Röportaj bizlere bu vizyonun tek bir katmanda kalmayıp geniş bir skalaya yayıldığını göstermekte ve durumun vahametini arttırmaktadır.

Daha önce de, Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Belge, 15 Ocak 2011 tarihli Taraf Gazetesi’nde yayımlanan “Porno–II” başlıklı yazısında “Adı üstünde, ‘tez’! Onu bunu ölçmeden önce senin bir tezin olmalı: porno sağlıksızdır, sağlıklıdır, sıkıcıdır, heyecanlıdır vb. Sonra, bu tezinin bir açıklaması, ‘çünkü’den sonra gelecek epey uzun bir gerekçelendirmesi olması gerekir.” diyerek düşüncesini belirtmişti.2

Kültürel İncelemeler Yüksek Lisans Programı Direktörü Bülent Somay da “Porno üzerine tez yapmakla, tez olarak porno yapmak farklı şeylerdir.” beyanıyla benzer bir görüşü desteklemişti.3

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin önde gelen isimlerinin, disiplinler arası farklılıklar dolayısıyla, “akademi”ye katkının sadece sandıkları şekilde olabileceği yanılgısına düşmeleri, bir yere kadar kabul edilebilir.

Ancak, Nalçaoğlu’nun Vekil Dekanı olduğu İletişim Fakültesi bünyesindeki Görsel İletişim Tasarımı, Fotoğraf ve Video ile Sinema Televizyon bölümlerinin ders içeriklerine, yapısına, bu bölümlerin hem İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde, hem de dünyada ne ifade ettiğine ve en önemlisi eğitimi verilen alanların kapsamına dair tanışıklığının bu kadar zayıf olması, bu pozisyondaki biri için oldukça şaşırtıcı bulunmalıdır.

“…Burada düşünsel bir katılım yoktur…Bu vaka (“Porno Projesi”) özel bir yeti de gerektirmiyor. Bu yüzden bence akademide böyle bir üretimin yeri yoktur….” sözleriyle Nalçaoğlu, Belge ve Somay ile çok benzer bir yanılgıya düşmektedir. Bahsi geçen bölümler, disiplinlerinin yapısı gereği, her zaman düşünsel bir tez ileri sürmek zorunda değildirler. Sanatsal üretim (artistic practice) ve sanatsal araştırma (artistic research), bu tür bölümlerdeki akademik çalışmaların tartışılmaz yöntemlerinden biri olarak tüm dünyada kabul görmektedir. Üretimin, araştırmanın hem kendisi, hem konusu, hem de objesi olması rahatlıkla mümkündür. Üstelik uygulama bazlı araştırma (practice based research) yöntemini esas alan akademik programlar, sadece lisans veya yüksek lisans seviyeleriyle sınırlı da değildir. Doktora (PhD, DA vb.) gibi kuramsal ağırlıklı kabul edilen derecelerde dahi oldukça yaygındır. Bu yüzden, dersin adının “Bitirme Projesi”, projenin adının da “Porno Projesi” olduğunun altını tekrar çizmek önemli.

Bu bölümlerin öğrencileri, “Bitirme Projesi” kapsamında, değerli hocalarımızın anladığı şekliyle, “akademi”’ye “düşünsel bir katılım”’da bulunabilecekleri gibi, sadece teknik bir araştırma/tartışma ile de katkıda bulunabilirler. Diğer bir deyişle, nasıl bir bilgisayar bilimleri öğrencisi bitirme projesi olarak sadece sayısal dosya sıkıştırma algoritması üzerine çalışabiliyorsa ve hatta bunu doktora derecesinde araştırıp geliştirebiliyorsa, bahsi geçen bölümlerin öğrencileri de herhangi bir estetiği, tekniği, teknolojiyi araştırmak, deneyimlemek ve geliştirmekle “akademi”’ye katkıda bulunabilir.

Üstelik Nalçaoğlu’nun ifade etmeye çalıştığının aksine, herhangi bir pornografik görüntü üretmek hiç de öyle kolay bir iş değildir. Daha fazla ön hazırlık, prodüksiyon, post-prodüksiyon, casting, oyuncu yönetimi, ışık, kadraj, kurgu bilgisi ve tecrübesi gerektirmektedir. Zira İstanbul Bilgi Üniversitesi yönetimi, yakın zamanda aldığı kararlar ve bu kararları uygulama yöntemleriyle bir “porno” film çekmenin ne denli zor olduğunu tecrübe etmiş ve bunu da bizlere göstermiştir. Eğer kendisi de bizzat böyle bir prodüksiyona kalkışırsa, bütünlüklü bir iş çıkarmanın, “özel bir yeti de gerektirmiyor” diyerek geçiştirilemeyecek kadar kolay olmadığını fark edecektir.

Ayrıca Nalçaoğlu, röportajındaki “Böyle bir film benim koordine ettiğim bölümde çekilemez.” sözleriyle, işleri pornografik sayılan, her biri kendi alanında önemli ve bu bölümlerin doğrudan tartışma alanına giren, Nobuyoshi Araki (fotoğrafçı)5, Natacha Merritt (fotoğrafçı)6, Lars von Trier (yönetmen)7, Hans Bellmer (sanatçı)8, Otto Mühl (sanatçı)9, Massive Attack (müzik grubu)10, Rammstein (müzik grubu)11, UCLA’de ders veren Sasha Grey (oyuncu)12 gibi sayısız sanatçıyı/yönetmeni/tasarımcıyı, işleriyle beraber küçümsemiştir. Üstelik daha da ileriye giderek, kendi yönetimindeki bölümlerde benzer değerde işlerin üretiminin, çalışma arkadaşlarının müzakere etmesine bile olanak vermeden önünü keseceğini, çok net bir şekilde ifade etmiştir. İstanbul Bilgi Üniversitesi kütüphanesinde işleri kaynak olarak öğrenci ve öğretim görevlilerine sunulan bu gibi isimlerin Vekil Dekan Nalçaoğlu’nun nazarında nereye oturduğu ise oldukça büyük bir soru işaretidir.

Tekerek’in “Tam da bu yüzden porno film değil zaten… Dolaşıma sokulmadığı için, başkalarının izlemesi için yapılmadığı için…” sorusuna, Nalçaoğlu “Kalem yazmadan da kalemdir.” cevabını vererek, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu MADDE 226’ya13 , oldukça “hardcore” bir yorum getirmiş. Bu yorumundan sonra, henüz birine saplanmamış bıçaklar hakkında ne düşündüğünü insan ister istemez merak ediyor.

Öncelikle, bu meselenin “porno” meselesi olmadığının anlaşılması lazım. Mesele, İstanbul Bilgi Üniversitesi yönetiminin kendi elleriyle “akademi”nin özerkliğinden çok kolayca vazgeçebilmiş olması ve bunu telafi etmeye çalışmamasıdır.

Bugün bir öğretim görevlisi, Aldous Huxley’nin 1954’te, meskalin alarak yaşadığı deneyimi aktardığı “The Doors of Perception”14 makalesi gibi bir deneyi, üniversitedeki ofisinde yapmak isterse ne olacak? Ya da bir Fotoğraf ve Video Bölümü öğrencisi ödev olarak hareketli cinsel yaşamını fotoğraflamak isterse? Hele bir de bu öğrenci kız olursa? Yada eşcinsel? Ateist bir öğrenci, din ile ilgili görüşlerini bir animasyona dönüştürmek isterse? Ermeni veya Kürt bir Sinema Televizyon öğrencisi kendi kökleriyle alakalı bir belgesel yapmak isterse? Başka bir öğrenci anti-militarist bir çalışma hazırlamak isterse?

Bu liste uzar gider. Esas soru, coğrafyamızın sürekli, hızla değişen kaygan zemininde, bir akademisyenin görevi, bu araştırmaların hangisinin “sınır”’ı aştığına, hangisinin aşmadığına karar vermek mi olmalıdır? Nalçaoğlu’nun kendisi için belirttiği gibi sansürlemeli/engellemeli midir? Rahatlıkla tekrar oluşabilecek bu gibi benzer durumlarda, hem yönetimin, hem de Nalçaoğlu’nun “yeniden” çizmeye çalıştıkları İstanbul Bilgi Üniversitesinin “yeni” sınırları, akademinin özerkliğinden vazgeçerek, akademisyenlerini ve öğrencilerini yine bu “sınır”’ın dışına mı atacak? Bu sınırları yönetim tek başına mı çizmeli?

Röportajın devamında, “Ben böyle düşünüyorum ve benimki kesin doğrudur, diyorsunuz” sorusuna, Nalçaoğlu’nun “Tabii, çünkü ben ilkeli, kendine güvenen bir insanım.” cevabı oldukça dehşet vericidir. Bu talihsiz cevabın, kendi varoluşundan başka varoluşlara ne kadar yaşam hakkı tanıdığı şüpheli bir zihniyete işaret ettiğinin, lisansını sosyoloji üzerine yapmış biri olarak, umarım kendisi de farkındadır. Yakın dünya tarihinde benzer, kesin ve evrensel doğrular/yanlışlar ile örülü ütopyaları arzulamış oluşumların ne vahim sonuçlar doğurduğunu, yeniden gözden geçirmelidir. Yine umuyorum ki, bu cevap Nalçaoğlu’nun kişisel görüşüdür ve üniversite yönetimi bu görüşü paylaşmıyordur. Eğer öyle ise, işten çıkartılmalar bundan sonra “infaz” olarak anılmalıdır.

Ek olarak, “‘Geçen yıl kızım okulunuza girdi, bu yıl olsa semtinize bile uğramazdım’ diyen bir mail var mesela…” diyerek tepkili öğrenci aileleri olduğuna değinen Nalçaoğlu’nun, [10-10] eyleminde toplanan, yönetimin uygulamalarını eleştiren 300 küsür öğrenci dilekçesinden, mezunların, öğrenci ailelerinin http://tepkivecagri.com/ sitesinde topladığı 2566 imzadan ve bunlara halen daha cevap verilmemiş olduğundan bahsetmemesi üzücüdür.

Röportajın sonlarına doğru, Nalçaoğlu’nun “Halbuki üniversitedeki asistan yarın profesör olacak. Kendi aralarında bir rekabet var. Onun için asistanlar, akademisyenler arasında dayanışma her zaman zayıf olmuştur.” açıklaması, benim gibi, hiyerarşik bir yapının olmadığı, öğrenci, asistan ve öğretim görevlilerinin proje üretmek için aylarca beraber çalıştığı, yeri geldiğinde öğrencinin hocasına ders verdiği Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nde yetişmiş biri için, anlaşılması oldukça güçtür. Nalçaoğlu’nun, eğer böyle bir rekabet var ise, bunu onaylaması da eğitiminden sorumlu olduğu insanlar ile arasındaki ilişki üzerine oldukça düşündürücüdür.

Röportajın tümündeki ifadelerin çizdiği vektörün yönü dikkate alınırsa, Nalçaoğlu’nun üniversiteyi bir cemaat olarak tanımlamaya çalışması yine oldukça talihsiz olmuştur. Zira “cemaat” kelimesi, coğrafyamızdaki en bilindik anlamıyla, benzer düşünce/inanışlara sahip toplulukları işaret etmektedir. Bu toplulukların da kendi içerisinde farklı görüşlere çok fazla yer vermedikleri malumdur. Oysa “akademi” farklı ve hatta bir birine zıt disiplinlerin/düşüncelerin/inanışların medeni bir şekilde buluşabildiği/tartışabildiği nadir çevrelerden biridir. Dolayısıyla herhangi bir cemaatleşmeden kesinlikle uzak durularak, “akademi”’nin, farklı düşüncelerin yetişmesine olanak sağlayan, kendine has ikliminin korunması zaruridir.

Görsel İletişim Tasarımı Bölümü tamda bu iklime uygun, çok farklı kimliklere sahip öğrencilerin ve öğretim görevlilerinin, medeni bir şekilde, açık fikirlilikle, beraber üretim yapabildiği, eşine az rastlanır bir habitatı. Yukarıdan aşağıya süzülen, Nalçaoğlu’nun işaret ettiği zihniyet/vizyon çok yakın bir zamanda bu habitatla beraber ürettiği değerli kültürü bilerek veya bilmeyerek öldürecek gözüküyor.

Sergi açılışı, kitapevi basan ve hatta otel, bar yakan sokaktaki şiddet-sever aşırı kesimin arkaplanı bir yere kadar anlaşılmaya çalışılabilinir. Fakat, hem ülkemiz de, hem de Avrupa’da hızla yükselmekte olan bu muhafazakar dalgaya en önemli katı direnci gösterecek olan kültürü yaratmakla yükümlü “akademi”de benzer tutucu görüşlerin üst kademelere yerleşmesi kabul edilemez ve acilen tepki gösterilmesi gereken bir durumdur. Bu tepkiyi göstermesi gerekenler de, [10-10] eyleminde Matematik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Nesin’in belirttiği gibi, yine önce öğrencilerin, ardından da öğretim görevlilerinin kendisidir.

Özetle, mesele “porno” meselesi değildir.

Mustafa Ercan Zırh
İstanbul Bilgi Üniversitesi
Görsel İletişim Tasarımı Bölümü
Yarı Zamanlı Öğretim Görevlisi

  1. “Bilgi, özgürlüğün sınırını anlattı”, TEKEREK, Tuğba, Taraf Gazetesi, 20.02.2011 (http://www.taraf.com.tr/haber/bilgi-nin-sinirlari-buradan-geciyor.htm)
  2. “Porno–II”, BELGE, Murat, Taraf Gazetesi, 15.01.2011 (http://www.taraf.com.tr/murat-belge/makale-porno-ii.htm)
  3. “Bilgi’de üç katlı eylem”, AYDIN, Ayşegül, ÖZEN, Mehmet, Heber ve Saire, 10.01.2011 (http://www.habervesaire.com/haber/1999/)
  4. EARN | European Artistic Research Network (http://www.artresearch.eu/)
  5. Araki, ARAKİ, Nobuyoshi, teNeues; Bilingual edition, 15.07.2009 (http://www.amazon.com/Araki-Portfolio-Nobuyoshi/dp/3570198464/ref=sr_1_1?s=books&ie=UTF8&qid=1298242122&sr=1-1)
  6. Digital Diaries, MERRITT, Natacha, Taschen, 15.03.2000 (http://www.amazon.com/Natacha-Merritt-Digital-Diaries/dp/382286398X)
  7. Antichrist, VON TRIER, Lars, 2009 (http://www.dailymotion.com/video/xej2ya_antichrist-opening-scene_shortfilms)
  8. BELLMER, Hans (1902-1975) (http://www.artnet.com/artists/hans-bellmer/artworks-for-sale)
  9. MÜHL, Otto (1925) (http://www.archivesmuehl.org/akt.html)
  10. Paradise Circus, Massive Attack, 2009 (http://vimeo.com/18925628)
  11. Pussy, Rammstein, 2009  (http://vimeo.com/9715273)
  12. Sasha Grey Speaks to UCLA Production Class, WARREN, Peter, 18.02.2007 (http://business.avn.com/articles/Sasha-Grey-Speaks-to-UCLA-Production-Class-30029.html)
  13. Türk Ceza Kanunu, 2004 (http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5237.html)
  14. The Doors of Perception, HUXLEY, Aldous, Harper and Brothers, 1st Edition, 1954 (http://mescaline.com/huxley.htm)

Page 1 of 11